AKCİĞERLERİMİZ ORMANLARIMIZDA YANGINLARIN ZARARINI GÖRMEDEN BİR KISIM GERÇEKLERİ KAMUOYUMUZLA PAYLAŞALIM!
Değerli Meslek Mensuplarımız,
Saygıdeğer Kamuoyu;
Yazılarımızda yoğunluklu olarak ülkemizin akciğerleri ve insanlığın yaşam ihtiyacı olan oksijenin ana kaynağını oluşturan ormanlarımızın yangın tehlikesine karşı korunması konusuna yer ayırıyoruz.
Önce millet olarak tüm toplum paydaşlarımızla birlikte toplumsal bilincimizi artırmayı; kendi yaşamımızın olmazsa olmazı olan oksijen kaynağımızın ana üretim merkezi, ekosistemin can damarı ve kalbi ormanların korunması, sürdürülebilir bir şekilde yönetilmesi ve süreklilik ilkesi içerisinde insanlığa hizmet edebilmesi için yapılması gerekenleri özümsemiş olmamız gerekmektedir.
Bu nedenledir ki belki farklı haftalarda aynı kelimeler olmasa bile aynı mantığa hitap eden, aynı algıyı öne çıkarmaya çalışan ve aynı hakikati saygıdeğer meslek camiamız ve değerli kamuoyumuzun dikkatine arz etmek ve yerleştirmeye çalışmak, temsil etmekte olduğumuz mesuliyet makamımızın ve görevimizin en ana gereklerinden birisidir.
Küresel ısınma ile birlikte Türkiye’de son yıllarda orman yangınlarında artışlar yaşanıyor. Sosyal medyadan da yangınlar sonrası haklı olarak ağaçlandırma çağrıları yapılıyor.
Yanan alanların ağaçlandırılmasında nasıl bir süreç izlenmeli? Yanan alanlar hemen ağaçlandırılmaya başlanmalı mı vb. soruları sürekli kamuoyunda gündeme taşınmaktadır.
Öncelikle orman yangınlarında bir metrekare orman alanı yanmasın diye mücadele eden yeşil vatan savunucusu, ateş savaşçısı ormancılık meslek camiasının işçi, memur ve mühendislerinden ölenlerine rahmet, kalanlarına sağlık diliyor ve başarılarını tebrik ediyorum.
Şu hususun net bir şekilde bilinmesi ve artık tartışma götürmez bir hakikat olarak herkes tarafından algılanması ve kabullenilmesi gerekir ki Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 169. maddesi yanan alanların ormanlaştırılmasını anayasal hüküm altına almıştır.
Bu işi devlet adına yürüten kurum da Orman Genel Müdürlüğüdür. Yanan alanların ağaçlandırılmaya başlanması lükse, keyfiyete ait bir konu değil, mecburiyete dâhil bir konudur. Mutlaka ağaçlandırılmaya başlanılmalıdır.
Süreç şöyle yürütülüyor: Öncelikle çıkan yangının kontrol altına alınması, sonra söndürülmesi, akabinde soğutulması işlemleri tamamlanır.
Soğutma işlemleri bittikten sonra ilgili taşra teşkilatı görevlileri alanın saha temizliğini ve üretimin yapılması kısmını tamamlarlar.
Bu alanlar, tohum ekimi ya da fidan dikimi ile yangının çıktığı yılı takip eden yılın sonuna kadar çalışmalarına devam ederler. Dolayısıyla yangının çıktığı yılı takip eden yılın sonuna kadar, bir yıl içerisinde bu dediğim aşamalar yapıldıktan sonra alan ağaçlandırma süreci fiilen gerçekleşmiş olur.
Üç ila beş yıl içerisinde de bu alanlardan biz yeşil örtüyü fidanların tutmasıyla birlikte görürüz. O yangının kirli kara yüzünü de egale etme imkânına ulaşmış oluruz.
Ezcümle, kesinlikle hemen saha temizliğinin akabinde rehabilitasyon çalışmaları olan ağaçlandırma süreci başlamalıdır ve zaten başlanıyor, başlanmak zorundadır da.
Özellikle yanan alanların yoğunluklu olarak çam ağaç türü hâkim olan yangına hassas bölgelerde oluşması nedeniyle, haklı olarak bu işin tekniğini meslek camiamız gibi detaylı bilmeyen değerli kamuoyumuz; çam yerine başka ağaç türlerinin fidanlarının dikilmesini ve tohumlarının ekilmesini zaman zaman tartışıyor.
Kamuoyumuz, yanan alanların mevcut ağaç türü olan çam yerine hangi ağaç türlerinin fidanları dikilmeli ve tohumları ekilmeli, bu ağaç türleri neden tercih edilmeli gibi konuları tartışmakta ve cevaplarını merak etmektedir.
Şimdi her iki hususta da haklı olarak kamuoyunun merak ettiği ve bu işin eğitimini almamış insanların iyi niyetleriyle merak ettikleri cevapları vermek, biz ormancılık sektörünün hem çalışanları hem de yöneticiliğini yapanları olarak boynumuzun borcudur.
Şöyle ki;
Kesinlikle yanan alanlardaki ağaç türü, yangın sonrası tür değişikliği ile başka bir ağaç türünün fidanı dikilmez, tohumu ekilmez. Çünkü yanan alanın ekolojik şartları ve ağaçların biyolojik özellikleri, size yeni bir ağacın oraya adaptasyonuna imkân vermez.
Öyle bir park-bahçe düzeni yapar gibi, aklımdan geçen her türlü ağacın fidanını istediğim yere dikeyim gibi bir uygulamadan bahsedemeyiz.
Kızılçam, evet yangına en riskli ağaç türlerimizden birisidir. Ancak unutulmamalıdır ki 1000 yıllık geçmişe sahip Türkiye’nin yerli bir ağaç türüdür ve yangın sonrası ağaçlandırma, ormanlaştırma kabiliyeti en yüksek olan ağaç türüdür.
Yangın görmüş alanlarda, saha temizliğinden sonra dal serpilmesi ve tohum ekilmesi ile neredeyse çoğu alanda hiçbir fidan dikimine ihtiyaç hissetmeden aynı alanın birkaç yıl içerisinde yeşil örtüyle kaplanmasına imkân veren bir ağaç türümüzdür. Bu açıdan kesinlikle tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yanan alanlarda ağaç türü değişikliğine gidilmez.
Ancak yanan alanların yerleşim yeri kenarları ile karayolu ulaşım yolları kenarlarında Orman Genel Müdürlüğünün 200 metre genişliğindeki bir banttaki alana YARDOP dediğimiz Yanan Alanların Rehabilitasyonu ve Yangına Dirençli Ormanlar Projesi adı altında, çam ve yangına hassas ağaç türleri yerine daha dayanıklı ağaç türlerinin fidanları dikilerek 200 metrelik bir bantta ağaçlandırma yapılır, yapılması gerekir.
Bununla da ormanlık kırsal alan, yerleşim alanı ve karayolu kenarında çıkan bir yangının, yanıcı ağaç türü olan çam ağaçlarının olduğu ormana ulaşması engellenmiş ya da geç ulaşması sağlanmış olur.
Burada dikkat edilmesi gereken diğer bir husus da belde, ilçe, il ve büyükşehir belediyelerimizin imar uygulamalarında ormana bitişik alanlarda Orman Genel Müdürlüğünün YARDOP projesi gibi bir bandı imara açmayarak yeşil örtüyle park-bahçe düzeni yapmasıdır. Böylece olası yerleşim yeri ve kullanım alanlarında çıkıp ormana sıçrayacak olan yangının önüne geçilmiş olur.
2026 yılı ve gelecek yıllarda orman yangınlarının artacağına yönelik beklentiler, görüş ve öneriler nelerdir diye düşündüğümüzde;
Bu beklenti, öngörü ve görüş kesinlikle doğrudur. Çünkü 2025 yılı, son 55 yılın en yüksek yaz sıcaklarının olduğu bir yıl olarak ifade ediliyor.
Bundan sonra da küresel ısınmanın etkisiyle iklimler değişmeye devam ediyor. Sıcakların arttığı bir tablo yaşıyoruz. O nedenle yaz aylarındaki bu tablo, yangınların artma ihtimalini güçlendiriyor.
Ayrıca, yanan alanların ve çıkan yangınların yüzde doksanının insan kaynaklı, diğer bir ifadeyle insanımızın ihmal, dikkatsizlik ve kasıt eylemleri etkisiyle çıkıyor olması bizi asıl ürperten konu.
Küresel ısınmadan daha tehlikeli olan bir konudur bu durum. İnsanın terör ve çıkar maksatlı kasıtlı eylemleri hem devletimizin yeşil vatanı ve ana vatanı koruyan ekibi tarafından dikkatle takip edilmeli hem de yargı marifetiyle hak ettikleri cezaları almaları sağlanmalıdır.
Ancak insanımızın ihmali ve dikkatsizliğinin ana obje olduğu yangınları çıkarma sebebinin ortadan kaldırılması hayati derecede önemli, gerekli ve olmazsa olmaz alınması gereken en öncelikli idari ve iradi kararlardandır.
Bu konuyla ilgili teferruatlı tavsiye, öneri ve taleplerimizi içeren bir yazı kaleme alacağız. O nedenle şimdilik bu kadar vurguyla iktifa ediyoruz.
Toplumsal bilinç sağlanmadığı müddetçe, gelecek yıllara dönük küresel ısınmanın da etkisiyle iklim değişikliği faktörü birleşince yangınların artma ihtimali bir tahminden öte hakikat olarak tüm vatandaşlar ve ilgililer tarafından görülüyor.
Bu konuda, kesinlikle orman teşkilatı ve devletin yangınla mücadelede konsept değişikliğine gitmesi gerekiyor.
Örneğin; Türkiye’nin yüzölçümünün %30’u ormandır ve Orman Genel Müdürlüğü sorumludur.
Türkiye’nin yüzölçümünün %60’ı orman dışı kırsal alan, yani mera ve ziraat arazileri, ile %10’u yerleşim alanıdır. Yani ülke yüzölçümünün %70’lik kısmından belediyeler sorumludur.
Bundan sonraki süreçlerde belediyeler, kırsal alanda yangınlarla ilgili yangın müdahale timleri ve ekipleri kurmalı.
Bu tim ve ekiplerin başına ormanlar, ormancılık, ekosistem ve yangınlarla ilgili eğitim almış orman mühendislerini atamalı.
Bu ekiplerin eğitimlerine de biz Orman Mühendisleri Odası olarak süresiz ve ücretsiz destek vermeye hazır olduğumuzu ifade ediyoruz.
Orman Genel Müdürlüğü de kendi görev alanı içerisindeki yangına hassas alanlarda, yerleşim yeri ve yol güzergâhlarında uyguladığı YARDOP’u tüm yangına hassas bölgelerin hepsinde yangın çıkmasını beklemeden yapmalı ki olası bir yangında yangına müdahaleye imkân sağlanması açısından görevli ekiplere zaman kazandırılmalıdır. Belki de ilk müdahaleyle yangının ormana sıçraması engellenmiş bile olabilecektir.
Belki bu anlattıklarımızın çok daha fevkinde ve önünde dikkat edilmesi gereken husus ya da hususlardan en önemlisi, ülke insanımızın rekreatif ihtiyaçlarını gidermek için devletimizin Orman Genel Müdürlüğü tarafından belirlenmiş olan orman parkları ile Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğü tarafından belirlenmiş olan tabiat parkları ve millî park alanlarını kullanmanın dışında ormanda izinsiz ateşli piknik yapmamasıdır. Bu en önemli kural ve kaidedir.
Diğer bir husus ise seyahat esnasında araçlarından hem çevre kirliliği oluşturmamak adına hem de sıcak iklim şartlarında yangına sebebiyet verecek sigara izmariti, cam ve benzeri yanıcı materyalleri, kısaca hiçbir atık malzemeyi araçlarının camlarından doğaya, tabiata atmamalarıdır.
Üçüncü bir husus olarak da izinli alanlarda bile olsa ki hiçbir alanda piknik öncesi o alanda olmayan hiçbir piknik artığı piknik sonrasında da alanda bırakılmamalı, temizlenip oradan uzaklaştırılmalı ve yanıcı hiçbir atığın piknik yapılmış alanda kalmaması sağlanmalıdır.
Peki, anlatılanlara eklemek istediğimiz başka hususlar var mı diye düşündüğümüzde kısaca şunları söyleyebiliriz:
Önce şunun altını çizmek lazım. Orman Genel Müdürlüğü, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Türk Emniyet Teşkilatı’na benzer askerî disiplin içerisinde çalışan bir kurumumuzdur.
İki devlet kurumumuzun görevlerini yaparken ne kadar başarılı olduğu biliniyor. Bu iki güzide kurumumuz olan emniyet ve askerî teşkilatlarımız vardiyalı sistemle görevlerini yapar iken, Orman Genel Müdürlüğümüzün yeşil vatan savunmasındaki görevlerini yapan insanlarımız tek vardiya sistemiyle 24 saat esası ile çalışmak zorundadırlar.
Bu durumun insanın fıtratına, biyolojisine ve psikolojisine uygun olmadığı ortadadır.
O nedenle, kesinlikle Orman Genel Müdürlüğü de yangın sezonunda ve yangın bölgelerinde vardiyalı çalışma düzenine geçmelidir.
Öncelikle gündüz mesaisini; yangın timleri ve başında orman mühendisinin olduğu bir ekiple hizmet alımı modeliyle, yangın sezonuyla birlikte olacak şekilde ihale modeliyle hizmet satın almalı; gece ve diğer geri kalan vardiyada da insan kaynağının kurum kapasitesini güçlendirerek diğer iki vardiyayı da böyle yönetmeli.
Sonuçta devletin tüm birimlerinde fedakârlık yapan tüm kamu çalışanlarının özlük ve sosyal hakları gibi yeşil vatanın korunması için canı pahasına mücadele eden ormancılık sektörünün emekçilerinin de özellikle sosyal hakları iyileştirilmelidir.
Örnek verecek olursak; sağlık sektörü çalışanlarımızın tüm dünyayı etkileyen ve ülkemizin de ciddi şekilde etkilendiği pandemi döneminde ekonomik ve sosyal hakları güçlendirildiyse,
Adalet Bakanlığı çalışanlarının yargıdaki tıkanıklığı aşmak için dosya yoğunluğundan dolayı yoğunluklarını giderme adına ekonomik katkılar verildiyse,
Bu örneklerde olduğu gibi ormancılık sektörü çalışanlarının da mutlaka döner sermayeden pay alması, yıpranma payı alması ve vekâlet noktasındaki haklarının iade edilmesi gerekmektedir.
Devlet babadır ve anadır. Hiçbir çalışanı diğerinden üstün ya da düşük tutmaz ve görmez. Bunu tüm ülke insanımız bilir ve buna böyle inanır. Hak verilirken de bu bakış açısının hayata geçirilmesi; çalışanların moral ve motivasyonunu artırma adına, adaletin tesisi ve insanların huzuru adına gerekli, önemli ve şart olan hususların başında gelmektedir.
Şöylece birlikte düşünelim: 155 tane canını yeşil vatan için feda etmiş vatan evladının şehit olduğu bir kurumun, ölümden daha öte riski mi vardır ki yıpranma payı almaz?
İtfaiye teşkilatı çalışanları yıpranma payı alırken yangınla mücadele eden insanların yıpranma payı almaması bir eksiklik olarak gözüküyor.
Söyleyecek çok cümle, konu ve başlık olsa da yazımızı şu temenni, tavsiye ve kısaca taleple bitirelim:
Orman Genel Müdürlüğümüzün insan kaynağı konusunda işçi, memur ve mühendis noktasındaki açığının da derhal ve ivedilikle giderilmesi gerekmektedir.
Bugününüz ve yarınınız, sağlıklı ve huzurlu olsun inşallah!..